ERZURUM

 

ERZURUM

 

SOHBET
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜNLÜLER

Dr. Şenol Kantarcı
Erzurum'un Pasinler ilçesinde 1969 yılında doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini Pasinler de, yüksek öğrenimini 1993 yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih bölümünde tamamladı. 1995-97 yılları arasında Kafkas Üniversitesi'nde görev yaptı. 1997 yılında Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yakın Çağ Tarihi alanında yüksek lisansını bitiren Kantarcı, aynı yıl Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü'ne geçiş yaptı.

1997 yılında Doktoraya başladı. "Amerika Birleşik Devletleri'nde Ermeni Toplumu ve Türkiye'ye Yönelik Lobi Faaliyetleri" konulu teziyle 2003'te "Bilim Doktoru" unvanı aldı. YÖK bünyesinde kurulan Türk - Ermeni İlişkileri Milli Komitesi'nde Yürütme Kurulu Üyesi olarak görevlendirildi. 2003 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.


"Ermeni Araştırmaları" adlı Türkçe ve "Armenian Studies" adlı İngilizce dergilerin yardımcı editörlüğünü, çeşitli akademik dergilerin yayın danışmanlığını yapan Dr. Kantarcı'nın şu ana kadar birisi İngilizce olmak üzere üç kitabı, editörlüğünü yaptığı üç ciltlik bir kitap ve çeşitli akademik dergilerde çok sayıda makalesi yayınlanmıştır

KİTAPLAR
1. KANTARCI, Şenol, ARARAT: Sanatsal Ermeni Propagandası, (S. Laçiner’le birlikte)Ankara 2002.

2. KANTARCI, Şenol, Ararat, Art As A Tool of Armenian Propaganda, (S. Laçiner’le birlikte)Ankara 2003.

3. KANTARCI, Şenol, Ermeni Sorunu El Kitabı, (İ. Kaya, K. Kasım ve S. Laçiner’le birlikte), Ankara 2002.

YAYINA HAZIRLADIĞI KİTAPLAR
1. Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri (I.-II.-III. Cilt), Yay.Haz: Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner), Ankara, 2003.

MAKALELER
1. KANTARCI, Şenol, “Ermeni Sorunu: “Ezilmiş Millet Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu” Yeni Türkiye Dergisi Ermeni Sorunu Özel Sayısı, Sayı: 37, (Ocak – Şubat – 2001), s. 509 – 522.


2. KANTARCI, Şenol, “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporası’nın Oluşması ve Lobi Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 1, (Mayıs 2001), s. 139 – 169.


3. KANTARCI, Şenol,!“ABD ve Kanada’da Ermeni Diasporası: Kuruluşlar ve Faaliyetleri” Ermeni Araştırmaları Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 3, (Kasım 2001), s. 67 – 130.


4. KANTARCI, Şenol, “Ermenilerce Atatürk’e Atfedilen İddialar: Atatürk’ün Ermeni Sorununa Bakışı” Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları (Atatürk Haftası Armağanı), (10 Kasım 2002), Ankara, ss. 365-384.


5. KANTARCI, Şenol, “Amerikalı Misyonerlerin Osmanlı Topraklarındaki Faaliyetleri”, 2023 İkibinyirmiüç, Sayı: 12, (15 Nisan 2002), s. 48 – 56.


6. KANTARCI, Şenol, “Van’da Ermeni İsyanları (1896-1915)”, Ermeni Araştırmaları, Sa: 5, (Haziran 2002), ss. 138-167.


7. KANTARCI, Şenol, S. AVŞAR, “Türkiye’ye Yönelik 1985 Yılı Ermeni Propaganda Faaliyetleri”, Ermeni Araştırmaları, Sa: 7, (Kasım 2002), ss. 125-139.


8. KANTARCI, Şenol, “ABD Kongresinde (Sözde) Ermeni Soykırımı Anma Toplantılarında İleri Sürülen Ermeni İddiaları”, Stratejik Analiz, (Aralık 2002), cilt: 3, Sa: 32, ss. 87-91.


9. KANTARCI, Şenol, “Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu”, Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim, (Nisan 2003), Sa: 38, Ankara, 2003, ss. 20 – 28.


10. KANTARCI, Şenol, “’Ararat’ Filmi Türkiye’de Gösterilsin mi?” Orkun, Mayıs 2003, Sa: 63, ss. 30-31.


11. KANTARCI, Şenol, “Türk – Amerikan İlişkileri Tarihçesinden İlgi Çekici Notlar” 2023 İkibinyirmiüç, Sayı:28 , (15 Ağustos 2003), s. 48 – 52.


12. KANTARCI, Şenol, “ABD – AB Kıskacında Türkiye – Ermenistan İlişkileri” http://www.stradigma.com/turkce/eylul2003/makale_06.html.


13. KANTARCI, Şenol, “Ermeni Lobisi'nin Sanatsal Propogandası "Ararat"ın Anatomisi ve Türk Dostu ABD'nin Türkiye'ye Jesti” http://www.stradigma.com/turkce/ozel/makale_05.html.


14. KANTARCI, Şenol, “Ağrı Dağı Eteklerinde Yitik Canlar: Iğdır Ovasının Kurbanları” Ermeni Araştırmaları, Sa: 9, (Bahar 2003), ss. 187 - 205.


15. KANTARCI, Dünden Bugüne Balkanlarda Ne Değişti”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 10, Erzurum, 1998.


TEBLİĞLER
1. KANTARCI, Şenol, “ABD Parlamentosu’nda 2000 Yılı Sözde Ermeni Soykırımı Görüşmelerinin Değerlendirilmesi: Ermeni Sorunu ABD Parlamentosu’nda”, Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001), Yay. Haz. M. Kerim ARSLAN-Hikmet ÖKSÜZ, cilt: 1, Trabzon 2002, ss. 855 - 864.


2. KANTARCI, Şenol, “Ermenilerin Amerika Macerası ve Amerika’daki Ermeniler”, Uluslar arası Türk-Ermeni Tarih ve Kültür Sempozyumu, Ankara, 27-28 Kasım 2001.


3. KANTARCI, Şenol, “Batılı Hatırat Kaynaklarında Ermeni Meselesi: Amerikalı Bir Misyonerin Hatıratında Van’da Ermeni Olayları”, Birinci Uluslar arası Türkiye’nin Ermeni Meselesi Sempozyumu, Manisa, 23 – 24 - 25  Mayıs 2002.


4. KANTARCI, Şenol, “Katolik Ermenilerin Anadolu’daki Faaliyetleri”, Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu (Tarihten Günümüze İç ve Dış Tehditler), Elazığ, 17 – 19 Ekim 2001. Bildiri Kitabı, Elazığ, 2002, s. 437 – 454.


5. KANTARCI, Şenol, “American Board of Comissioners for Foreign Mission (ABCFM)’ın Anadolu’daki Çalışmaları”, K. Maraş’ta Ermeni Sorunu, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniv. Rektörlüğü Yay., No: 102, Kahramanmaraş, 2002, ss. 135-143.


6. KANTARCI, Şenol, “ABD - Irak Savaşları Sırasında Türkiye’ye Yönelik Ermeni Lobi Faaliyetleri”, Dünden Bugüne Ermeni Meselesi Sempozyumu (23 Mayıs 2003), Bildiriler Kitabı, (Ed.) Ramazan Tosun, Konya, 2003, ss. 41 – 59.


7. KANTARCI, Şenol, “Avrasya’da Yeni Yapılanma ve Ermeni Sorunu” , Kuzeyi, Doğusu ve Güneyi ile Ahlat Sempozyumu, Bitlis – Ahlat Sempozyumu, 24 Ağustos 2002.


8. KANTARCI, Şenol, “Ermeni Yönetmen Atom Egoyan’ın ‘Ararat’ Filmi Senaryosundaki Tarihsel Olayların İncelenmesi”, Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri, C. I., Yay.Haz: Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya, Sedat Laçiner), Ankara, 2003, ss. 411 – 436.


9. KANTARCI, Şenol, “Hasankale’de Yapılan Ermeni Mezalimi”, I. Türk Tarih ve Edebiyatı Kongresi, Manisa, 1997. (Yayınlandı).


10. KANTARCI, Şenol, “Esaretteki Kırk Yıl ve Sosyal Yapı Üzerine Etkileri”, I. Milli Kafkasya Sempozyumu ve Aşıklar Şöleni, Kars, 1995.

 
Kaynaklar
•ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) EREN (Ermeni Araştırmaları Enstitüsü), ANKARA

•Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih  Bölümü, ISPARTA

Erbabi
1804 yılında Erzurum' un Karaz köyünde doğmuştur, Âşıklık süresince çok yerleri gezen Erbabi, İstanbul'a kadar giderek orada Padişah Abdülmecit' in huzuruna kabul edilmiş, sunduğu şiirlerinden dolayı padişah tarafından ödüllendirilmiştir, Erzurum'da ölen Erbabi, şiirlerini hece ve aruzla yazmıştır, Aruzla yazdığı şiirleri, yazma bir divanda toplamıştır.

Erol Taş
Türk Sineması’nın kötü adam rolündeki büyük ismi Erol Taş, 28 Şubat 1928'de Erzurum'un Karaköse ilçesinde dünyaya geldi. Henüz iki yaşında iken, babası Hamza Bey'in ölümü üzerine annesi Nazife Hanım ile birlikte İstanbul'a taşındı. Okul çağında olmasına rağmen ailesine yardım etmek için okuldan ayrıldı ve çeşitli mesleklerde çalıştı. Bunların arasında hamallık, tezgahtarlık sayılabilir. O dönem aynı zamanda boksör de olan Taş, 1947 yılında İstanbul ve Türkiye ikinciliğini kazandı. Yine o yıl askere gitti ve üç yıl askerlik görevini yaptı. Askerden dönünce Cankurtaran’da bir iplik fabrikasında çalışmaya başladı.

Erol Taş’ın sinemaya tesadüf sonucu girişi de o sıralarda oldu. Sinemaya tesadüfi girişini şöyle anlatır sanatçı: “Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri, film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı. Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte, serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey'in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana, 'Bir kavga sahnesi var, gelsin oynasın' diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı."

Sinemaya ilk 1957 yılında Mümtaz Alpaslan’ın çektiği “Acı Günler” filmiyle girdi. Başlangıçta filmlerde figüranlık ve küçük roller ile görüldü fakat kısa zamanda yıldızı parladı. Bir yıl sonra Dokuz Dağın Efesi (1958 - Metin Erksan) filmde bir çobanı canlandırdı. Bu filmi takip eden yıllarda ise, Dikenli Yollar (1958 - Nişan Hançer), Peçeli Efe (1959 - Faruk Kenç), Şoför Nebahat (1960 - Metin Erksan), Köyde Bir Kız Sevdim (1960 - Türker İnanoğlu), Dişi Kurt (1960 - Ö. Lütfi Akad) ve Gecelerin Ötesi (1960 - Metin Erksan) gibi pek çok filmde değişik karakterleri canlandırdı.

Taş'ın oynadığı filmlerdeki rollerden bazı örnekler vermek gerekirse: Hayat Kavgası'nda (1964 - Tunç Başaran) dediği dedik bir baba, Devlerin Kavgası'nda (1965 - Kemal Kan) kötü kardeş, Seveceksen Yiğit Sev'de (1965 - Hüsnü Cantürk) çiftlik sahibi, Sırtımdaki Bıçak'da (1965 - Natuk Baytan) karısı ve sevgilisi tarafından öldürülen bir koca, Son Darbe (1965 - Hicri Akbaşlı) ve Cevriyem'de (1978 - Memduh Ün) bir komiser, Aslanların Dönüşü ve Yedi Dağın Aslanı'nda (1966 - Yılmaz Atadeniz) bir cengaver, İnce Cumali (1967 - Yılmaz Duru), Tutku (1974 - Hüsnü Cantürk), Toprağın Teri (1981 - Natuk Baytan) ve İsyan'da (1979 - Orhan Aksoy) kötü ağa, Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü'nde (1968 - Yılmaz Atadeniz) bir Meksikalı, Aslan Bey'de (1968 - Yavuz Yalınkılıç) eski bir Rus Generali, Gelin Kız'da (1970 - Orhan Elmas) oba beyi, Kanıma Kan İsterim'de (1970 - Çetin İnanç) idamlık katil, Ök-süzler'de (1973 - Ertem Göreç) dilendirici, Belalılar'da (1974 - Melih Gülgen) çetebaşı, Tatlı Nigar'da (1978 - Orhan Aksoy) zengin bir kasabalı, Çayda Çıra'da (1982 - Yücel Uçanoğlu) zengin bir ağa, Alınyazısı'nda ise (1986 - Orhan Elmas) eski bir külhan beyi olarak çıktı karşımıza. Gerek teknik ve konu, gerekse de sinema dili açısından vasat diyebileceğimiz bu ve benzeri filmlerde Taş, dönem dönem çeşitli roller aldı. Ancak sinemada onu adından sıkça söz ettiren filimler Susuz Yaz, Duvarların Ötesi ve Gecelerin Ötesi oldu.

1960 yılı yapımlı “Gecelerin Ötesi”, oyunculuk kariyeri için önemli bir fırsat oldu sanatçı için. Henüz sinemaya yeni yeni ısınmaya başlayan Taş, bu filmle Metin Erksan'la tekrar çalışma fırsatı buldu. Ekrem (Erol Taş), bu filmde aynı çevreden gelen, farklı endişe ve tutkularını ortak bir eylemde birleştiren altı kahramandan birisidir. Uzun yıllar bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmış ancak geriye dönüp baktığında fazla bir yol alamadığını görmüştür. Bu ezik yaşantısından doğan bunalımı, isyanı onu diğer beş arkadaşı ile birlikte soygun fikrinde harekete geçirmiştir. Fakat sistemin hazırladığı son bu filmde de değişmemektedir.

Erol Taş'ın yer aldığı bir başka önemli yapım ise, Necati Cumalı'nın romanından 1963'de Metin Erksan tarafından filme alınan “Susuz Yaz” oldu. Bu filmde Hülya Koçyiğit ve Ulvi Doğan ile bir üçleme çizen Taş, Osman karakterini canlandırdı. Osman'ın kötülüğü son derece yalındır ve ben merkeziyetçi bir yapı hakimdir. Yıllar önce eşini kaybetmiştir ve hapisteki kardeşinin (Ulvi Doğan) karısına (Hülya Koçyiğit) sahip olmak istemektedir. Etrafındaki herkesten bir nevi intikam almaya başlar ve önce köyün suyunu keser. Suyu alınan köylü ürünsüz kalır, toprağı çoraklaşır. Nasıl susuz kalan toprak halkına ihanet ederse, yıllar önce eşini kaybeden Osman'da bastıramadığı cinselliğine zalimce isyan eder. Tutkusuna yenik düşen Osman'ın bu özelliği doğasındaki ilkelliği ile birleştiğinde doyumsuzluğu tümden ele verir kendini. Osman'ın kötülüğünün temelinde yatan bir diğer önemli nokta ise tarladaki korkuluk ile paylaştığı yalnızlığıdır. Yalnızlığını sadece tutkularıyla bastırabilir. Tutkuları ise onun ölümüne giden yolun hazırlayıcısıdır.

Tarihsel bir süreç içinde değerlendirildiğinde Erol Taş, bir başka önemli rolünü 1964'de Orhan Elmas'ın yönettiği “Duvarların Ötesi” filminde oynadı. Filmde müebbet hapse mahkum edilen Babaç (Erol Taş), kendisi gibi müebbet yiyen ya da idamlık altı arkadaşı ile hapisten kaçar. Amaçları özgür olabilmek, koğuşun dışında rahat bir nefes alabilmektir. Ancak 'duvarların ötesi'nde kendilerine seçtikleri sığınak da hapishaneden daha farklı değildir onlar için. Aslında nereye kaçarlarsa kaçsınlar her yer bir hapishanedir onlara. Çünkü sistem tarafından suçlanmış toplum tarafından da dışlanmaktadırlar. Gerçek suçlu kimdir? Babaç ve arkadaşlarının mı yoksa sistemin yanlış dönen çarkı mı?

Ö. Lütfi Akad tarafından 1966'da çekilen Hudutların Kanunu'nun konusu Güneydoğuda bir sınır kasabasında geçmektedir. Toprak verimsizdir ve tek geçim yolu kaçakçılıktır. Kaçakçı olmamak için direnen Yılmaz Güney'in aksine Erol Taş yani Ali Cello çoktan çareyi bu işte bulmuştur bile. Sınırdan kaçak davar geçirmektedir ancak sonunda başlattığı oyuna yenik düşer ve bir çatışmada vurularak ölür. Hudutların sert ve acımasız kanuna karşı Ali Cello'nun kötülüğü bile dayanamamıştır. Taş bu filmde de çoğunluk kötü adam rollerinden birisini alışılagelmiş bir oyun tarzı ile oynamaktadır.

1968'de Nuri Ergün tarafından çekilen “Dertli Pınar” ise Taş'ın ağa tiplemeleri için örnek gösterilebilir. Mahmutoğlu Hilmi Ağa (Erol Taş) köylünün toprağını çeşitli dalaverelerle hatta silah zoru ile elinden almakta ve etrafındaki herkese hükmetmektedir. Daha fazla toprağa sahip olma tutkusu saplantı halini almıştır. Bunun için yapamayacağı şey yoktur. Ancak her şey planladığı gibi gitmez, bütün çabasına rağmen sonunda yenildiğini anlar ve suçunu itiraf eder. Oyun düzeyinin vasat olduğu bu filmde Taş abartılı olduğu kadar da kontrolsüz bir oyun sergilemektedir.

Sinemada kötü adam rolleri ile bilinen sanatçı, bu tiplerin dışına çıktığı filmlerde, aslında her tür karakteri rahatlıkla oynayabileceğini de ispatlamıştır. Zaman zaman da olsa oynadığı iyi tiplerle seyirciyi şaşırtmıştır. Bir başka Akad filmi olan “Ana”da Taş, bu kez kötülükten kaçmaktadır. 1967'de çekilen ve Türkan Şoray'la başrolü paylaştığı Ana filmi onun az rastlanan iyi adam tiplemeleri için gösterilecek ilginç bir örnektir. Yaptığı balık ağları ile geçimini sağlayan Şevket (Erol Taş), kan davası yüzünden ailesi ile birlikte köy köy dolaşmaktadır. Sinemanın kötü adamı olarak bilinen Taş, filmdeki Şevket tiplemesinde tamamen farklı bir karakter çizmektedir. Kanlısı rolündeki Kadir Savun'la sanki rolleri değişmiş gibidirler. Bu seyirci içinde çok alışılagemiş bir durum değildir. Yıllar süren takibin sonunda Şevket kanlısı Musa (Kadir Savun) tarafından vurularak öldürülür.

Bir başka örnek ise, 1992 yılında çekilen, Mehmet Tanrısever'in yönettiği “Sürgün” filmidir. Erol Taş, sinemada rol bulduğu bu son filminde, kurtuluş savaşını görmüş yaşamış eski bir çavuşu oynamaktadır. Üniformasını üzerinden hiç çıkarmayan Süleyman Çavuş, göğsünde taşıdığı istiklal madalyası ile de büyük gurur duymaktadır. Çatak köyüne gelen öğretmenin (Bulut Aras) yeniliklerine sıcak bakar, ona yardımcı olur. Hatta köyün muhtarına karşı onu savunur. Öğretmenin köyden sürgün edilmesini engellemek için köy halkıyla birlikte Kaymakamlığa gitse de bu işe yaramaz. Bunun üzerine çavuş gururla taşıdığı istiklal madalyasını çıkarır ve köyden ayrılan öğretmene verir.

Erol Taş'ı 1969 yılı itibariyle Çetin İnanç, 1971'den sonra ise Yılmaz Atadeniz'li macera filmlerinde sıkça görmekteyiz. Yılmayan Şeytan filminde (1968 - Yılmaz Atadeniz) Dr. Şeytan'ı oynar. Dr. Şeytan (Erol Taş), 'Tanyant' madenini kullanarak bir robot icat eder. Amacı ürettiği robotlarla dünyayı ele geçirmektir. Ancak filmin sonunda kısa devre yapan robotu tarafından öldürülür. Çeko'nun (1970 - Çetin İnanç) konusu ise 1875 yılında Meksika'da geçmektedir. Ramon isimli eşkıya (Erol Taş), köylülere türlü işkenceler yapmakta ve cinayetler işlemektedir. Bir başka Yılmaz Atadeniz filmi olan Maskeli Beşler ve Maskeli Beşler'in Dönüşü'nde (1968) ise (Erol Taş) yine Ramon ismi ile ancak bu kez Meksikalı bir general rolündedir. Kızıl Maske'de (1968 - Tolgay Ziyal) müze müdürü, Küçük Kovboy'da (1973 - Guido Zurli) çiftlik kahyası, Hakanların Savaşı'nda ise (1968 - Mehmet Arslan) Kubilay Han rollünü oynamaktadır.

Yaklaşık 200 filmde irili ufaklı çeşitli roller alan Erol Taş, oynadığı filmlerin altısında ise başrol oyuncusu olarak karşımıza çıkıyor: Mapushane Çeşmesi (1964-Suphi Kaner), Kanlı Kale (1965-Yavuz Yalınkılıç), Efenin İntikamı (1967-Yavuz Yalınkılıç), Eşkiya Kanı/Hakimo (1968-Yavuz Figenli), Konuşan Gözler (1965-Hicri Akbaşlı), Katırcı Yani Efenin Definesi (1967-Yavuz Yalınkılıç).

45 yıllık oyunculuk yaşamı süresince sinemaya büyük emek veren Erol Taş, bu emeğin bir sonucu olarak; 1965 yılında Duvarların Ötesi ile Antalya Film Festivali'nde, 1967'de İnce Cumali ile yine Antalya Film Festivali'nde, Sahildeki Ceset ile İzmir Film Festivali'nde, Susuz Yaz'daki oyunculuğu ile ise Turizm Bakanlığı ve Meksika Accopulco Festivali'nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini aldı. Sanatçı, 8 Kasım 1998 günü, Samatya SSK Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.


Kaynak
www.turksinemasi.com 

Erzurumlu Emrah
Erzurumlu Emrah XIX. asrın birinci yarısında yaşamıştır. Araştırıcılar, Erzurumlu olduğu konusunda ortak bir noktada buluşmuşlardır. Kendisi divanındaki bir gazelinin sonunda:

Ne âşıklar çıkuptur Erzurum'dan lik Emrah'ı
Bu esnada hakikat bezminin üstadı ben çıktım.

beytiyle Erzurumlu olduğunu belirtmiştir.

Erzurum'dan Yavi Nahiyesi'ne giden yol üstünde Tanbura Köyün'de dünyaya gelen Erzurumlu Emrah'ın doğum tarihi hususunda ihtilaf vardır.

Emrah'ın hayatı belirsizlik içindedir. Klasik halk şairlerinden Tokatlı Nuri ve Erzurumlu Erbabi ile aynı yüzyılda yaşamış bulunduğuna onlarla müşterek hayat sürdüğüne bakılırsa, 1815-1820 seneleri arasında doğduğuna hükmedeceğiz.

Bazı araştırmacılar Tokatlı Nuri ile aynı yüzyılda yaşadığına bakarak 1815-1820 yılları arasında doğduğunu kabul ediyorlar. Hâlbuki Emrah, Tokatlı Nuri'nin ustası olduğuna göre ondan daha yaşlı olması gerekir. Kendisi şu beytiyle:

Hubb-ı dehr-i (Emrahi) müşkül maceradır galiba
Geçti sinin elliyi bu maceradan geçmedin

Elli yaşından fazla yaşadığını söylüyor; halk rivayetleri de yaşını yetmiş beşten aşağı düşürmüyor. O halde bizim bulduğumuz kitabeye göre 1854'de öldüğü düşünülürse 1781-1786 yılları arasında doğduğunu kabul etmek gerekirse de, on sekizinci asrın son yılları içinde doğduğunu söylemek daha doğru olur. Emrah saz şairleri hakkında duyduğu hikâyelerin etkisi altında büyür. Bu sebeple seyahat etme arzusuna kapılır. Küçük yaşta köyünden ayrılır ve medrese eğitimi için Erzurum' a gelir.

Kelamın fehm eylesinler bu müseddesten
Bu feyz-i almışım Emrah bir şeh-i mukaddesten

diyen Emrah, Nakşibendi Tarikatının Halidiye kolunu kuran Şeyh Halid'e bağlanarak, onun fikir ve telkinlerinden de feyz alır. Arapça ve Farsça sözcükleri, deyimleri öğrenmeye çabalar, aruz veznindeki ses dalgalanmalarını sezinler gibi olur. Fakat medresenin kasvetli ve esrarlı havasına daha fazla dayanamayarak köyüne geri döner. Köyünün kendisine yabancı geldiği hissine kapılarak, devetüyü rengi abası, beyaz keçeden külahını çevreleyen ince sarığıyla yollara düşer. Bayburt ve Gümüşhane'ye uğrayarak Kop üzerinden Trabzon'a varır. Pazar kapısındaki azlumoğlu'nun kahvesinde saz çalıp yöre halkının gönlünde yer etmiştir. Değimendere taraflarında bir gezisinde Güleser isminde bir çingene kızına aşık olur. Fakat anne ve babası kızları Güleser'i saz çalıp türk'ü söyleyen sefil bir dervişe vermek istemezler. Bu yüzden oradan ayrılırlar. Aşık olduğu kızın izini kaybeden Emrah Trabzon'da kalmak için bir nedeni olmadığını düşünerek oradan ayrılır, köyüne geri döner.

"Kastamonu'da cıkan Açık Söz gazetesinde Arif Efendizade Ziyaddin Efendi'nin Emrah hakkındaki bir yazısına göre: Emrah hicri 1837-1838 senesinde Kastamonu'ya gelir."

Kastamonu'nun zenginlerinden Alişan Bey adında bir zatın himayesine girer ve Alişan Bey'in yardımları ile aşk gücü olmaksızın bir evlilik yapar.

Emrah Alişan Bey'e ölümünden sonra:
Bir zaman bu bezmden çok Alişanlar var idi
Çok şecaat sahibi sahip-kıranlar var idi
Böyle virane değildi gördüğüm gülzarlar
Bunda tezyin-haneler aıı mekanlar var idi
Kanda kalmış bilmezem bu gülşenin ranalan
Nice servi kad1iler nevresci vanlar var idi

Mısralarıyla sevgi ve bağlılığını dile getirmiştir. Alişan Beyin ölümünden sonra yanıp yıkılan Emrah, artık Kastamonu'da durmaz ve yollara düşer. Konya ve Niğde civarlarında dolaştıktan sonra Sivas'a ulaşır.

"Gelmeseydim keşki sağlık ile Sivas'a ben" diye şikâyet etse de Sivas'ta uzun süre Bengiler de Saatçıoğlu Hanesi'nde kalarak, havuzlu kahvede Sivaslıların gönlünde taht kurar. Bu şehirde Mahi isminde genç bir dula gönlünü kaptırır. Yörenin hatırı sayılır kişilerinden Hacı Ali Bey sayesinde Mahi Hanımla evlenir.

Uzun yıllar mutlu bir yaşam sürerler. Mahi Hanım'ın ölümü Emrah'ı Sivas'tan ayrılmaya mecbur kılar.

Bize gam yutturdu sahha-yı hicran
Bilmem bu ayrılık gider mi böyle
Ben mi tedbirimde eyledim noksan
Yoksa tecella-yı kader mi böyle

Diyerek Sivas'tan ayrılır Tokat Niksar'a gelir. Niksar'da da Acın Kız denen yaşlı bir kadınla evlenir ve ömrünün sonuna kadar Niksar' da kalır. Erzurumlu Emrah'ın doğum tarihinde olduğu gibi ölüm tarihinde de bir takım ihtilaflarla karşılaşıyoruz.

Niksar'da Karşıbağ Mahallesi Tekke Bayır'ında kabristanın başında bulunan ve Tokat ulemasından Abdurrahman Hıfzı Efendi'nin yazdığı kitabeye göre 185-1855 yılında öldüğünü anlıyoruz.

Ahsenullah şemme-i hayrül-vera
Rahm-ı aşkta eylemiş canın feda
Fakr-ı fahriden giyinmiş hırkayı
Hem muhibb-i zümre-i Al-i aba

Levha-i kalbinde hikmet çeşmesi
Meb'edip dil teşneler eyler seka
AIem-i gayb'el-guyubun nağmesin
Ruh-i akdesten okur Davut-eda

Şair-i Rum idi gerçi ol edip
Şark ile garba okudu essela
Gel tavaf et Hıfzı ruh-i Kabe'yi
İşte kabr-i hazret-i (Emrah baba)

1854-1855

Buna rağmen Emrah'ın Çankırılı Şair Sabri'nin ölümü için söylediği ve:

Ey gelen bu aşık-ı dildade kabristanına
Oku birkaç fatiha, bahşet o zatın canına
  
beyti ile başlayan vefat tarihini bildiren son beyt :

Ben de cevher kilk ile Emrah'ı (Sabri) tarihin
Ruhu şad olsun deyü yazdım felek divanına
  
olup hicri 1860-1861 tarihi göstermektedir.  Bu hale göre Emrah 1860-1861'de sağdır. Bu vesika kitabedeki (l271) m.1854-1855 tarihinin yanlışlını ve ölümünden hayli sonra yazıldığı iddiasını doğrulamaktadır.  Vahit Lütfü'nün (Yeni Türk. İst. 1938 c.6,sayı 6ı,s.ı291-ı296) de Emrah'ın kitabesini yazanın Tokatlı olmayıp Köprülü Şair Hıfzı olduğunu iddia eden makalesinden anlaşıldığına göre bu Hıfzi'da XX. asır başlarında sağdır. Birçok yerler gezen Köprülülü Hıfzi, belki de Halil Rami Efendi' nin Niksar' da bulunduğu sırada Oraya gelmiş ve kitabeyi yazmış olabilir. Böyle de olsa kitabenin Emrah'ın ölümünden çok sonra yazıldığını. bununla beraber yine 1271 m.1854-1855 tarihinin yanlış olduğunu ispat eder. Böylece halk rivayetlerine dayanarak yazılan kitabedeki tarihin yanlış olabileceğini belirttikten sonra Emrah'ın asıl ölüm tarihini verelim. Şimdiye kadar hiç bir yazarın dikkatini çekmeyen aşağıdaki vesika. Ahmet Talat Bey'in ''Halk Şiirinin Şekil ve Nevi. İst. 1926. s.93" ve  "Tokatlı Aşık Nuri Çankırı 1933. s.183" kitaplarından çıkmıştır.

Fakat araştırıcılar Emrah ile aynı dönemde yaşamış olan halk ozanlarının ve çıraklarının eserlerinden faydalanmayı düşünmemişlerdir. Halbuki Emrah'a kuvvet­le bağlı olan çırağı Tokatlı Nuri'nin ustasına muhakkak bir tarih düşürmesi gerekirdi. Klasik Edebiyata ustasından daha çok vakıf olan Nuri için bu imkansız değildi.

Keşfoldu bahar-ı çimenistan-ı nezaket
Gösterdi yine gülşene gül bu-yi letafet
Baştan başa dünyayı sürur aldı temamet
Erdikte cihan bağına ezhar-beşaret
Aldı dil-i bülbülleri bir nale-i hasret
Bilmem ne alamettir eya serv-i kaamet

Matlalı ve yedi bentli müseddes bahariyesinin son bendinde :

Gördükde o serv-i kaddi nevreste nihali
Can bülbülünün kalmadı cisminde mecali
Keşfoldu sühan bağı. cihan bağı misali
Var olsun dilde hemen aşk-ı kemali
İnci ile mücevher gibi bu tarih-i sali
(Nuri) ne güzel söylemiş üstadına rahmet

1860

Diyerek hakiki ölüm tarihini ortaya koymuştur. Bu suretle yukarıda yanlışlığını ispata çalıştığımız kitabe tarihinin bir değeri kalmadığı kendiliğinden meydana çıkmış oluyor. Yalnız bir nokta biraz şüpheli görülmektedir.

Emrah'ın Çankırılı Sabri için yazdığı manzume de aynı tarihi ihtiva etmektedir. Demek ki Emrah, yaşlılığına rağmen yaptığı kısa seyahatlerden birinde Çankırı'ya kadar gidip, aynı yıl içinde Niksar'a geri dönüyor. Belki de Tokatlı Nuri ölümü sırasında yanında bulunuyordu.

Ahmet Talat Bey (Tokatlı Aşık Nuri Çankırı 1933 s.59-60 ) şöyle diyor :
Beşiktaşlı Gedayi de Emrah çıraklarındandır. Emrah vefat ederken Nuri'ye sazını ve sözünü, Gedayi'ye de kalem ve kuvve-i hafızasını miras bıraktığını söyleyerek hayata gözlerini kapamış ve Nuri'ye Anadolu'dan çıkmamasını. Gedayi'ye de Rumeli'ye gidip oradan dönmemesini vasiyet etmiş.

Birçok araştırmacının kitabeye dayanarak verdiği 1854-1855 yılı Emrah'ın hakiki ölüm yılı olmayıp. Tokatlı Aşık Nuri'nin verdiği 1860 yılı hakiki ölüm yılıdır.

İbrahim Hakkı Hazretleri
18 Mayıs 1703 yılında Erzurum'da doğdu. Mutasavvıf. Dokuz yaşındayken babasıyla Siirt'e gitti ve Tillo Köyü'ndeki Kadiri Şeyhi İsmail Fakirullah'a bağlandı.1735'te Erzurum'a döndü. Üç defa hacca giden, Arabistan ve Mısır'ı dolaşan İbrahim Hakkı,1752'de İstanbul'da Sultan I.Mahmud Han'ın özel izniyle saray kitaplığından yararlandı. Şiirlerini İlahiname adı altında toplayan İbrahim Hakkı, ünlü eseri Marifetname'de çağının jeolojiden astronomiye, fizyolojiden psikolojiye kadar pek çok alandaki bilgilerini bir araya getirmeye çalıştı 22 Haziran 1780 tarihinde öldü.

Osman Efendi adlı bir şeyhin oğludur. Babası saygın bir mutasavvıf idi ve İbrahim Hakkı'yı iyi bir eğitimle yetiştirdi. İbrahim Hakkı olgun bir düşünürdü. Yetmişten fazla eser yazdı. Eserleri arasında en meşhuru olan Marifetname adlı eseri, yaşadığı dönemin bütün bilgilerini kapsayan ansiklopedik özellikte bir eserdir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetname adlı eseriyle insanlara önce çevrelerindeki eşyayı, daha sonra kendilerini ve en sonunda da Tanrıyı bildirmeyi amaçlıyordu. Kitabın içindeki Kıyafetname adlı bölüm ise bir çeşit görgü bilimidir. Erzurumlu İbrahim Hakkı, dar çevresi içinde tasavvufu öğrenmişti. O, derin düşüncesiyle cisimlerin birleşmesini, hayatın doğuşunu, cinslerin gelişmesini yepyeni bir görüşle ortaya atmıştı.

Ona göre Tanrı önce "Kendi nurundan bir cevher var edip, andan cemi kâinatı tedric ve tertib ile halk etmiştir; buna Cevher-i Evvel denir."

Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya göre, bütün varlık küre şeklindedir: "Alemin her ne tarafına nazar olunsa şekli muhaddep görünür." "Arzda ve semada müşahede olunan bütün şekiller yuvarlaktır". Einstein bu görüşü ondan çok daha sonra matematiksel yollardan göstermiştir.İnsanların nazarında çok önemli bir yer işgal eden Marifetname adlı eseri defalarca basılmıştır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı 1771 yılında vefat etti.

Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz'ın girişimleri sonucu doğumunun 300. yılı sebebiyle İbrahim Hakkı Pulu bastırıldı. İbrahim Hakkı Hazretleri, doğumunun 300. yılında ilk kez devlet töreni ile anılmıştı.

40'a yakın eser bıraktı

"Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler." sözünün sahibi, mütefekkir ve mutasavvıf vasıflarıyla tarihe geçen Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 18 Mayıs 1703'te Erzurum/Hasankale'de doğdu. Çocukluğunda İsmail Fakirullah Hazretleri ile tanıştı. Erzurum Müftüsü Muhammed Hazık'tan Arapça, Farsça dersleri aldı. 1728'de Tillo'ya giderek Şeyh Fakirullah Hazretleri'ne bağlandı. 7 yıl sonra şeyhinin vefatı üzerine Erzurum'a döndü ve Yukarı Habib Efendi Camii'nde imam-hatip olarak görev aldı. Kabiliyeti ve bilgisiyle ilim çevrelerinin dikkatini çekince Sultan I. Mahmut tarafından saraya davet edildi ve saray kütüphanesi istifadesine sunuldu. 1775'te Hasankale'de inzivaya çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adadı. Marifetname'yi o dönemde yazdı. Eserde, astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba kadar birçok konudaki soruların cevabı yer alıyor. 22 Haziran 1780'de Tillo'da vefat etti ve şeyhi Fakirullah için yaptırdığı türbeye defnedildi. 40'a yakın eseri arasında en çok bilinenler şunlar: İbrahim Hakkı Divanı, İrfaniye, İhsaniye, Mecmuatü'l Meani ve Marifetname.

Ethem Baba
Asıl adı İbrahim, mahlası ise Ehem'dir. İcazetnamesinde Şeyh İbrahim Ethem Erzurumi, halk arasında ise Ethem Baba olarak bilinir. 1836 yılında Erzurum'da dünya'ya gelmiştir. Babası Şeyh Muhammed esibi'dir. Şeyh Muhammed Nesibi Afganistan'dan göç ederek Erzurum'a yerleşmiştir. Küçük yaşlarda medrese eğitimi görmeyen İbrahim Ethem, rüyalarında Peygamber efendimiz (S.A.V)'den aldığı dini bilgi ve Batini ilmiyle olgunlaşıp kemale erdikten sonra kendini ibadet ve taate verdi.

Bir gece rüyasında Hz. Ali (R.A) tarafından icazet alması için Sivas'a gidip Şemsi Suzi Hazretlerine talebe olması emir olunur. İbrahim Etmem yola düşer ve günler sonra Sivas'a varır. Şemsi Suzi Hazretleri İbrahim Ethem'in gelişini sezilmemiş ve onun için Halvet odasını hazırlatmıştır. Şemsi Suzi Hazretlerinin emri ile Halvete giren İbrahim Ethem yapılan dualarla karanlık ve dar bir yerde inzivaya çekilir. Halvet süresi kırk gündür zaruret olmadıkça dışarıya çıkarılmaz kimse ile görüştürülmez. Gece ve gündüz zikir ve tevekkülle meşgul olunur. Aradan üç gün geçmiştir ki Şemsi Suzi Hazretleri Halvet odasına girerek İbrahim Ethem'in bu süre içerisinde gördüğü rüyaları dinler Halvetten çıkararak icazetini verir.

Diğer öğrenciler "Hocam Halvet süresi kırk gün olmasına rağmen neden İbrahim Ethem' üç günde çıkardınız bunun hikmeti nedir?" diye sorarlar. Şemsi Suzi Hazretleri ise onun icazetini Hz. Resulullah imzaladı, bende verdim der. İbrahim Ethem'i insanlara nasihat edip Resulü Ekrem (S.A.V)'güzel ahlakını ,doğru yolu anlatmak, hal ve hareketleriyle İslamiyet anlatmaya ve halkı irşat etmek üzere Narman'a gönderir.

Narman'a gelen İbrahim Ethem Nakşibendî ve Kadiri Tarikatlarına Şeyh'lik eder. Bunu zamanından intikal eden yaşlı kişiler ve mezar taşındaki:"Tarikimiz Nakşibendî, Mesleğimiz Halveti edebimiz Kadiridir biz Muhammed ümmeti on iki tarikatta vardır Şeyhimizin himmeti" Diye yazılı iki satırlık yazıdan anlaşılmaktadır.

Geçimini ayakkabı tamirciliği ile sağlayan İbrahim Ethem belirli gecelerde meclisinde hazır bulunan müritleriyle Allah'ı Teala'yı (C.C) zikretmekle meşgul oldu. Manevi bir haz içerisinde halkı irşad etti. Aralarında halk arasında çok tanınan Avni mahlasıyla Abdullah hoca ve Molla Recep'inde bulunduğu çok sayıda mürid yetiştirdi. Manevi ilminden büyük ölçüde Narman halkı faydalandı. Batıni ilmini iyi bilen İbrahim Ethem gene kendisi gibi ilim sahibi olan Samikale'li Aşık Sümmani, Sanamerli Ahmet Baba, Kıhdikli (Tuztaşı köyü) Ali Baba ile bu ilim sayesinde birbirlerini görmeden istişarelerde bulunurlardı.Keğanili (Mahmut Çavuş Köyü) Hafız Mustafa hoca ve ışıklı pehlivanla da yakın münasebetleri vardı.

Keramet ehlide olan İbrahim Ethem'in çok sayıda kitap ve beyitleri olmasına rağmen Birinci Dünya savaşı sırasında yakılarak imha edilmiştir. Onun beyitlerini bilen kişilerinde ölmesi nedeniyle günümüze kadar bu beyit ve eserlere ulaşılamamıştır.

1916 yılında Narman'da vefat eden İbrahim Ethem'in hayatta olmayan Ahmet, Mehmet, Ömer isminde üç oğlu Esma isminde de bir kızı dünyaya gelmiştir. Torunları ise halen Narman'da ikamet etmekte, bir kısmı ise İstanbul ve Bursa'ya göç etmişlerdir.

Türbe Narman ilçe merkezinde Camii kebir, Camii sağır ve Tuzla Mahallelerinin birleştiği noktada bulunmaktadır. İlçe merkezinde yol açma çalışmaları nedeniyle birkaç kez Karayolları ekiplerince yıkılmak istemiştir fakat torunları ile ilçe halkının itirazları sonucu yetkililerle yapılan müzakereler sonucunda yolun; Türbenin her iki yanından açılmasına karar verilmiştir. Türbenin mimari bir özelliği olmamasına rağmen 1995 yılında yapılan restorasyonla son hali verilmiştir.

Ethem Pertev Paşa
Devlet adamı, şair. Özel öğrenim gören Ethem Pertev Paşa, genç yaşta Divan kalemi'nde görev aldı. 1846-1863 arasında Trabzon Valisi Halil Rıfat Paşa'nın yanında mektupçuluk yaptı. Bu valiyle birlikte birçok il dolaştı. Fransızca öğrendikten sonra Berlin Sefareti'nde kâtiplikle görevlendirildi. Yurda dönüşünde Tercüme Odası'na girdi. Daha sonra pasaport Dairesinde müdürlüğe getirildi. Çeşitli ilçelerde kaymakam mutasarrıf ve Paşa olarak görevler yaptı. Kastamonu Valisi oldu. Bu görevdeyken öldü.
Mecmua-i Fünun ve Hakâyık ul-Vekayi dergilerinde incelemeler, manzum çeviriler ve risaleler de yayınlandı. 1884'te yayınlanan "Habnâme ve Lâhikası" adlı yapıtında masonluğu anlatmaktadır.

Fatih Karaca
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı (RTÜK) Fatih Karaca, 1977 yılında TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra, yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde tamamladı. Halkla ilişkiler, yayıncılık, tanıtım, televizyon film yapımcılığı konusunda çeşitli kurum ve kuruluşlara profesyonel olarak danışmanlık yapan Karaca, 1991 yılında Flash TV Ankara Temsilciliği ve Yönetim Kurulu üyeliği görevinde bulundu. Serbest gazetecilik ve yorumculuk görevlerinde de bulunan Karaca, 8 Kasım 1995 yılında TBMM tarafından RTÜK üyeliğine seçildi.

İki kez (29 Mayıs 1996 ve 30 Mayıs 1998 tarihlerinde) RTÜK Başkan Yardımcılığı görevine seçilen Fatih Karaca, RTÜK Üyeliğinin yenilenme dönemi olan 30 Mayıs 1998’de, TBMM’de yeniden RTÜK üyeliğine seçildi. 4 Haziran 2002 tarihinde de eski başkan Nuri Kayış’ın yerine RTÜK Başkanı oldu.

Fethullah Gülen
Fethullah Gülen, 27 Nisan 1941'de, Pasinler ilçemiz, Korucuk köyünde dünyaya geldi. 1946 yılında ilkokula başladı ancak babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı. 10 yaşındayken Kur’an’ı hatmeden Fethullah Gülen, 14 yaşında ilk vaazını verdi.

1959 yılında Erzurum’dan Edirne’ye giden Fethullah Gülen, girdiği sınavları kazanarak 6 Ağustos 1959’da Üçşerefeli Camii imamlığına getirildi. Askerlik görevine 1961 yılında Ankara Mamak’ta başlayan Gülen, usta erlik dönemini geçirdiği İskenderun’da verdiği bir vaaz nedeniyle mahkemeye sevk edilerek aklandı ancak disiplin cezası alarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum’da ailesinin yanında kalan, Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulunan ve Halk Evi'nin kadrosuna katılan Gülen daha sonra yeniden Edirne’ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.

1965’te Kırklareli merkez vaizliği, 1966’da İzmir merkez vaizliği görevlerinde bulunan Fethullah Gülen, İzmir Kestanepazarı Kur’an Kursunda hocalık yaptığı 1968 yılında, Diyanet görevlisi olarak ilk kez hacca gitti. 1972-74 yılları arasında Edremit merkez vaizliği, 1974-76 yılları arasında Manisa merkez vaizliği yapan Gülen, 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar da Bornova merkez vaizliği görevini sürdürdü. 1977 yılında görevli olarak gittiği Almanya’nın çeşitli yerlerinde konuşmalar yaptı ve konferanslar verdi; ilk sayısı Şubat 1979’da çıkan Sızıntı Dergisi’nde yazdı.

Fethullah Gülen, ihtilalin ardından Çanakkale merkez vaizliğine tayin edilse de rahatsızlığı yüzünden göreve başlayamadı ardından da ağırlaşan şartlar nedeniyle vaizlikten istifa etti. 1985 yılında Anadolu’yu dolaşan Gülen, altı yıl aradan sonra ilk vaazını 1986 yılında Burdur Büyük Çamlıca Camii’nde verdi ve 1991 yılı Haziran ayına kadar da haftalık ve aylık vaazlarını sürdürdü. 1988 yılında da Yeni Ümit Dergisi’nde yazıları yayınlanmaya başladı. 1993 yılında annesi Refia Gülen’i kaybetti.

Fethullah Gülen’in, aralarında Bulgar Trud Gazetesi ve Varna Televizyonu, Hollanda Televizyonu, Time Dergisi, Rus ORT Televizyonu’nun olduğu yabancı; Aksiyon ve Aktüel Dergileri, ATV, NTV, Show Tv, TRT, Kanal D, STV Televizyonları, Zaman, Cumhuriyet, Milliyet, Radikal Gazeteleri’nin olduğu Türk basın-yayın kuruluşlarında röportajları yayınlanmıştır.

ALDIĞI ÖDÜLLER

1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"
1995 – Mehmetçik Vakfı “Teşekkür Beratı”
1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) “Hoşgörü Ödülü”
1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) “Türk Dünyasına Hizmet Ödülü”
1997 – Türk Eğitim-Sen “24 Kasım Eğitim Özel Ödülü”
1998 – “Türk 2000'ler Vakfı Ödülü”
1998 – “Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı”
1998 – “İpekyolu Vakfı Ödülü”
2001 – Türkiye Yazarlar Birliği “Üstün Hizmet Ödülü”

 

 

 

Diğer Ünlüler için Tıklayın

ERZURUM

 

DOST SİTELER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

25

Bu Site Kado TarafındanKuzeni Gökhan Ekinci için Yapılmıstır

2007 Tüm hakkı saklıdır.  www.dadaslardiyari.net

       **By Kado**